Termodinamiğin 2. Yasası ve zamanı ileri iten "dağılma" kuralı. Geçmiş Hipotezi.
İÇERİĞİ AÇ →Temel fizik yasaları çift yönlüyse neden geri dönemiyoruz? Poincaré Yinelenmesi.
İÇERİĞİ AÇ →Blok Evren teorisi, zihinsel frame rate ve algısal zaman yanılgısı.
İÇERİĞİ AÇ →Evrenin bant genişliği limiti olarak Işık Hızı ve ulaşılamaz Kozmik Ufuk.
İÇERİĞİ AÇ →Gelecekteki bir gözlemin, milyarlarca yıl önceki bir olayı veritabanında değiştirmesi.
İÇERİĞİ AÇ →"Zaman esnek bir illüzyonsa, bu kuralları bükerek kendi geçmişimizle oynayabilir miyiz?"
BÖLÜM 6: PARADOKSLAR'A GEÇ →Neden hepimiz yaşlanıyoruz ama hiçbirimiz gençleşmiyoruz? Neden kırılan bir yumurtanın parçaları yerden yükselip tekrar kabuğuna girmiyor? Fiziğin neredeyse tüm temel yasaları zaman-simetriktir (yani zamanda ileri gitmekle geri gitmek arasında matematiksel fark yoktur). Ancak bu kuralı bozan tek bir devasa yasa vardır: Termodinamiğin İkinci Yasası.
Bu yasa ($\Delta S \ge 0$), kapalı bir sistemdeki Entropinin (Düzensizliğin) her zaman artacağını söyler. Zaman, aslında evrenin daha düzensiz bir hale gelme sürecidir. Bir bardağın kırılması, enerjinin dağılmasıdır ve bu dağılan enerjiyi eski haline getirmek istatistiksel olarak imkansızdır.
Zamanın akışı bir illüzyon olsa bile, bu illüzyonun tek bir yönü vardır: Geçmişten geleceğe. Fizikçi Richard Feynman bu durumu 'Geçmiş Hipotezi' (Past Hypothesis) ile açıklar. Neden evrenin başlangıcı inanılmaz derecede düşük entropiliydi? Büyük Patlama'da evrenin bu kadar kusursuz bir düzenle başlaması istatistiksel bir mucizedir.
Eğer zamanın oku sadece bir yanılsama değilse, evrenin en başındaki o "Sınır Koşulu", sistemin çalışabilmesi için özel olarak kurulmuş (kurulmuş bir saat gibi) bir başlangıç ayarıdır. Bizler, o gün kurulan saatin yavaş yavaş boşalan zembereğinde (artan entropisinde) yaşayan, kaosun içine doğru akan küçük düzen adacıklarıyız.
Modern fiziğin temelini atan Newton yasaları ($F = ma$), Maxwell denklemleri ve hatta Kuantum fiziğinin Schrödinger denklemi zaman-simetriktir. Yani bu denklemlerde zamanı ifade eden "$t$" değerini negatif bir sayıyla ($-t$) değiştirseniz bile matematik hala kusursuz çalışır. Teorik olarak, evrenin bir filmi geri sarması fizik yasalarına aykırı değildir.
Avusturyalı fizikçi Johann Loschmidt, bu çelişkiyi dile getirerek şu soruyu sordu: "Eğer atom altı dünyada her şey çift yönlüyse, makro dünyada neden zamanın tek bir oku var?"
Cevap, tekil atomların değil, devasa sayıdaki parçacığın bir araya geldiğindeki olasılık hesaplarında gizlidir. Bir odaya yayılan parfüm moleküllerinin saniyenin milyarda birinde tekrar şişenin içine girmesi fiziksel olarak mümkün olsa da, gerçekleşme ihtimali evrenin ömründen daha uzundur.
Ancak Matematikçi Henri Poincaré'nin Yinelenme Teoremi (Poincaré Recurrence) işleri daha da korkunçlaştırır: Eğer kapalı bir evrende yeterince uzun süre beklerseniz, entropi her ne kadar artsa da, parçacıklar eninde sonunda başlangıçtaki o kusursuz durumlarına rastgele geri döneceklerdir. Bu, yeterince beklediğimizde kırılan bardağın kendi kendine birleşeceği ve zamanın ebedi bir döngüde (Eternal Return) hapsolduğu anlamına gelir.
Zamanın hızı, kolunuzdaki saate mi yoksa zihninizin o anki işlem yüküne mi bağlıdır? 1962'de Fransız jeolog Michel Siffre, bir buzul mağarasında 2 ay boyunca güneş ışığı, saat ve takvim olmadan yaşadı. Sonuçlar sarsıcıydı: Siffre mağaradan çıktığında 2 ay geçtiğini sanıyordu, ancak gerçekte sadece 25 gün geçmişti. Zihni, zamanı dış dünyadan neredeyse iki kat daha yavaş algılamıştı.
Bu fenomen beynin Frame Rate (Kare Hızı) ile ilgilidir. Fizikteki B-Zaman Teorisine (Blok Evren) göre geçmiş, şimdi ve gelecek aslında aynı anda, donmuş bir kristal blok gibi uzay-zamanda hep vardır. Zaman fiziksel olarak "akmaz".
Eğer tüm zamanlar aynı anda var oluyorsa, zamanın akışını yaratan tek şey bizim beynimizdeki bilinçli 'okuyucu kafa' (reader head) dediğimiz mekanizmadır. O, veri bloklarını ardışık olarak işler. Beynin işlemcisi yavaşladığında veya hızlandığında, bu kozmik filmin oynatma hızı da değişir.
Bebeklikte her şey yeni olduğu için beyin saniyede daha fazla kare (frame) kaydeder ve zaman yavaş akar. Yaşlandıkça ve rutinleştikçe kayıt düşer ve yıllar bir saniye gibi geçer. Gerçek fiziksel bir zaman yoktur; sadece veriyi işleyen bir gözlemcinin render hızı vardır.
Işık hızı (saniyede 300.000 km), sadece ışığın ne kadar hızlı gittiğini belirlemez; aynı zamanda evrendeki herhangi bir bilginin bir noktadan diğerine ne kadar sürede ulaşabileceğinin mutlak sınırıdır. Özel Görelilik kuramının kalbi olan Lorentz Dönüşümleri ($\gamma = \frac{1}{\sqrt{1 - v^2/c^2}}$), bir nesnenin hızı ışık hızına yaklaştıkça enerjisinin sonsuza ulaşacağını kanıtlar.
Peki evrenin neden böyle bir hız sınırına ihtiyacı var? Eğer evren devasa bir simülasyonsa, ışık hızı bu sistemin "bant genişliği" (Bandwidth) veya işlemcisinin saat hızıdır (Clock Speed). Fiziksel uzayda ışık hızını aşmak, işlemcinin hesaplama (nedensellik) kapasitesini sonsuza zorlamak demektir; bu yüzden sistem çökmek yerine sizin enerjinizi kütleye dönüştürerek sizi zorla yavaşlatır.
Bu hız sınırı uzayda hareket eden kütleler için geçerlidir. Ancak uzay dokusunun (hiçliğin) kendisinin genişleme hızında sınır yoktur. Uzak galaksiler bizden ışıktan daha hızlı uzaklaşır. Bu durum bizi Kozmik Ufuk denilen bir balonun içine hapseder. O ufkun ötesi, simülasyonun dış sınırlarında kalan, bağlantısı kopmuş (timeout yemiş) ölü bölgelerdir.
Nedensellik yasası basittir: Önce sebep olur, sonra sonuç gelir. Bardağa vurursunuz (sebep) ve bardak kırılır (sonuç). Peki ya sonuç, sebepten önce gelseydi? Ünlü fizikçi John Archibald Wheeler'ın geliştirdiği "Gecikmiş Seçim Deneyi" (Delayed-Choice Kuantum Silgisi), zamanın aslında iki yöne de aktığını kanıtlayan korkunç bir deneydir.
Dünya'ya ulaşmakta olan bir foton düşünün. Bu foton milyarlarca yıl önce bir galaksinin yanından geçerken iki yoldan birini seçmek zorundadır: Ya sağından geçecektir ya da solundan. Ancak kuantum kurallarına göre foton, Dünya'daki bir teleskop tarafından gözlemlenene kadar her iki yoldan da aynı anda (Dalga fonksiyonu olarak) geçmektedir.
Biz şu an o teleskopla fotona baktığımızda, foton anında bir "parçacık" olmaya karar verir ve tek bir yola çöker. Ancak bu karar, milyarlarca yıl önce verilmesi gereken bir karardır! Bizim bugün yaptığımız gözlem, fotonun milyarlarca yıl önceki rotasını geriye dönük olarak belirlemiştir.
Bu durum evrenin, baştan sona yazılmış ama henüz gözlemlenmediği için "render edilmemiş" bir veritabanı olduğunu gösterir. Bugünden yaptığımız bir sorgu, veritabanındaki 13 milyar yıllık bir değişkeni anında güncelleyebilir. Bizler geleceğe doğru akan yolcular değil, geçmişi anılarımız ve gözlemlerimizle yazan heykeltıraşlarız.