Termodinamiğin 2. Yasası ve zamanı ileri iten "dağılma" kuralı.
İÇERİĞİ AÇ →Temel fizik yasaları çift yönlüyse, neden geri dönemiyoruz?
İÇERİĞİ AÇ →Michel Siffre'nin mağara deneyi ve zihnin "Zaman İkonunu" kaybetmesi.
İÇERİĞİ AÇ →"Zaman esnek bir illüzyonsa, bu kuralları bükerek kendi geçmişimizle oynayabilir miyiz?"
BÖLÜM 5: PARADOKSLAR'A GEÇ →Neden hepimiz yaşlanıyoruz ama hiçbirimiz gençleşmiyoruz? Neden kırılan bir yumurtanın parçaları yerden yükselip tekrar kabuğuna girmiyor? Fiziğin neredeyse tüm temel yasaları zaman-simetriktir (yani zamanda ileri gitmekle geri gitmek arasında matematiksel fark yoktur). Ancak bu kuralı bozan tek bir devasa yasa vardır: Termodinamiğin İkinci Yasası.
Bu yasa, kapalı bir sistemdeki Entropinin (Düzensizliğin) her zaman artacağını söyler. Zaman, aslında evrenin daha düzensiz bir hale gelme sürecidir. Bir bardağın kırılması, enerjinin dağılmasıdır ve bu dağılan enerjiyi eski haline getirmek istatistiksel olarak imkansızdır.
Zamanın akışı bir illüzyon olsa bile, bu illüzyonun tek bir yönü vardır: Geçmişten geleceğe. Eğer evrenin en başındaki o "Büyük Patlama" anında entropi çok düşük olmasaydı, bugün ne yıldızlar ne de biz olabilirdik. Evren mükemmel bir düzenle başladı ve o günden beri bu düzeni harcayarak yaşıyoruz.
Felsefi olarak bakıldığında, zaman dediğimiz şey aslında evrenin yavaş yavaş ölme hızıdır. Her geçen saniye, evrendeki kullanılabilir enerjinin bir kısmı ısıya dönüşerek kaybolur. Zamanın "oku", bizi her an biraz daha mutlak bir karmaşaya ve sonunda "Büyük Donma"ya taşır. Bizler, kaosun içine doğru akan bir nehrin üzerindeki küçük düzen adacıklarıyız.
Modern fiziğin temelini atan Newton yasaları, Maxwell denklemleri ve hatta Kuantum fiziğinin Schrödinger denklemi zaman-simetriktir. Yani bu denklemlerde zamanı ifade eden "t" değerini negatif bir sayıyla değiştirseniz bile matematik hala kusursuz çalışır. Teorik olarak, evrenin bir filmi geri sarması fizik yasalarına aykırı değildir.
Peki o zaman neden her sabah güneşin batışını değil de doğuşunu izliyoruz? Avusturyalı fizikçi Johann Loschmidt, bu çelişkiyi dile getirerek şu soruyu sordu: "Eğer atom altı dünyada her şey çift yönlüyse, makro dünyada neden zamanın tek bir oku var?"
Cevap, tekil atomların değil, devasa sayıdaki parçacığın bir araya geldiğindeki olasılık hesaplarında gizlidir. Bir odaya yayılan parfüm moleküllerinin hepsinin aynı anda, saniyenin milyarda birinde tekrar şişenin içine girmesi fiziksel olarak mümkün olsa da, bunun gerçekleşme ihtimali evrenin ömründen daha uzundur.
Zamanın tek yönlülüğü temel bir yasa değil, devasa bir istatistiksel dayatmadır. Evren, karmaşayı o kadar hızlı ve o kadar çok kanalla üretir ki, düzenin kazara geri gelmesi imkansızlaşır. Bizler, matematiksel olarak mümkün ama istatistiksel olarak yasaklanmış bir geçmişin mahkumlarıyız.
Zamanın hızı, kolunuzdaki saate mi yoksa zihninizin o anki işlem yüküne mi bağlıdır? 1962'de Fransız jeolog Michel Siffre, bir buzul mağarasında 2 ay boyunca güneş ışığı, saat ve takvim olmadan yaşayarak bu sorunun cevabını aradı. Sonuçlar sarsıcıydı: Siffre mağaradan çıktığında 2 ay geçtiğini sanıyordu, ancak gerçekte sadece 25 gün geçmişti. Zihni, zamanı dış dünyadan neredeyse iki kat daha yavaş algılamıştı.
Bu fenomen, beynin veriyi işleme hızıyla ilgilidir. Tehlike anlarında veya çok yeni deneyimler yaşarken beynimiz saniye başına daha fazla "kayıt" yapar. Bu, bir videonun Frame Rate (Kare Hızı) değerini artırmak gibidir. Daha fazla kare, zamanın subjektif olarak yavaşlamasına neden olur.
Bebeklikte ve çocuklukta her şey yeni ve keşfedilmeyi bekleyen bir veri olduğu için "zaman geçmek bilmez". Yaşlandıkça ve hayat rutinleştikçe, beyin "gereksiz" gördüğü verileri işlemeyi bırakır ve Frame Rate düşer. Yıllar birbirine karışır ve zamanın çok hızlı aktığını sanırız. Aslında hızlanan zaman değil, zihnimizin dünyayı render etme sıklığıdır.
Eğer zaman algısal bir kurguysa, belki de bizler sadece beynimizin "şimdi" etiketini vurduğu bir arayüzün içinde yaşıyoruzdur. Zihinsel odağımızı değiştirerek evrensel donanımın saatini bükmemiz, biyolojik bir "lag" yaratmamız mümkündür. Gerçek zaman yoktur; sadece veriyi işleyen bir gözlemcinin hızı vardır.