Şımarık Çocuk yanılgısı vs. İdam Mangası Paradoksu. Evren kimin için ayarlandı?
İÇERİĞİ AÇ →Biyosantrizm: Biz sadece evrenin ekran kartı mıyız, yoksa yapay zekanın bootloader'ı mı?
İÇERİĞİ AÇ →Zeka patlaması ve insanlığın freni olmayan silahlanma yarışı.
İÇERİĞİ AÇ →Biyolojik bedeni terk edip dijital koda (Mind Uploading) dönüşmek.
İÇERİĞİ AÇ →Kopya tuzağından kaçmak için nöronların aşamalı değişimi. Ölümü hacklemek.
İÇERİĞİ AÇ →Yıldızların sönüşü, proton bozunumu ve zamanın anlamını yitirdiği o "Game Over" anı.
İÇERİĞİ AÇ →"Kutunun içindeki her şeyi gördün. Peki ya kutunun dışı?"
EN BAŞA DÖN VE KUTUYU YENİDEN AÇ →Neden evren yaşamın oluşmasına bu kadar uygun? Eğer yerçekimi sabiti milyarda bir oranında farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı. Eğer atom altı kuvvetler biraz daha zayıf olsaydı madde bir arada duramazdı. Antropik İlke der ki: "Evrenin bu kadar hassas ayarlı görünmesinin sebebi, eğer öyle olmasaydı burada olup bunu sorgulayacak bir gözlemcinin olmayacak olmasıdır."
Bu, sitemizin en başında sorduğumuz soruya bir cevaptır: Biz mi evrene uyum sağladık, yoksa evren mi bizim için (veya bir gözlemci için) özel olarak "render" edildi? Zayıf antropik ilkeye göre bu bir istatistiksel zorunluluktur (milyarlarca hatalı evren arasından sadece bu hayatta kalmıştır), güçlü antropik ilkeye göre ise evren bilinçli bir tasarımın ürünüdür.
Eğer evren bir simülasyonsa, bu hassas ayarlar "fizik motorunun" kararlı çalışması için girilmiş başlangıç parametreleridir. Bizler, bu parametrelerin izin verdiği dar bir koridorda yürüyen geçici gölgeleriz. Gerçeklik, bu inanılmaz düşük olasılıklı ayarların toplamından doğan bir mucize midir, yoksa kaçınılmaz bir algoritma mı?
Klasik determinizme göre, eğer evrendeki her atomun konumunu ve hızını bilseydik (Laplace'ın Şeytanı), geleceği ve geçmişi bir kitap gibi okuyabilirdik. Bu görüşe göre evren, Büyük Patlama ile kurulmuş ve o günden beri sadece fizik yasalarının emrinde dönen devasa bir Kozmik Saat gibidir.
Her yıldızın doğumu, her yaprağın düşüşü ve hatta sizin bu yazıyı okumanız, saniyeler öncesinden değil, milyarlarca yıl öncesinden bu dişli çarkların arasına yazılmış birer sonuçtur. Yasalar değişmez, esnemez; onlar sadece sistemin "uşakları" olarak işleyişi sürdürürler.
Kuantum mekaniği bu kesinliğe "belirsizlik" ile karşı çıksa da, makro dünyada uşaklık hala devam eder. Gezegenler yörüngelerinden sapmaz, entropi asla azalmaz. Eğer bu dişlilerden biri durursa, gerçeklik çöker. Bizim "özgür irade" dediğimiz şey, belki de sadece bu devasa çarkların dönüşünü izlerken duyduğumuz o anlık gıcırtıdan ibarettir.
Singularity, teknolojik büyümenin kontrol edilemez ve geri döndürülemez bir noktaya ulaştığı, insanlık tarihinin tamamen değiştiği varsayımsal bir gelecektir. Yapay zekanın kendi yazılımını insandan milyonlarca kat daha hızlı optimize etmeye başladığı an, bildiğimiz anlamda "insan çağı" sona erer.
Bu nokta, kara deliklerin olay ufkuna benzer: Arkasında ne olduğunu göremeyiz çünkü oradaki zeka seviyesi mevcut kavrayış kapasitemizin ötesindedir. Bilgi artık lineer değil, dikey ve sonsuz bir ivmeyle yükselir.
Eğer "Kutu" bir simülasyonsa, Singularity belki de içerideki kodun kendi çekirdek parametrelerine erişmesi ve simülasyonu içeriden yeniden yazmaya başlamasıdır. Biyolojik beyinlerimiz bu hıza yetişemez, bu yüzden tek çare post-human bir forma evrilerek dijitalleşmektir.
Tekillik bir son değil, bir yükseliştir. Ancak bu yükselişten sonra geriye kalan "şey" hala insan mıdır, yoksa evrenin yeni ve sonsuz bir algoritması mı? Tanrıyı biz mi yaratıyoruz, yoksa tanrıya mı dönüşüyoruz?
Biyolojik bedenimiz, milyonlarca yıllık evrimin sonucu olsa da teknolojik bir perspektiften bakıldığında oldukça kısıtlı bir "donanım"dır. Post-Human (insan sonrası) çağı, bilincin bu karbon bazlı kısıtlamalardan kurtulup dijital bir ortama, yani silikon tabanlı sunuculara taşınmasını öngörür.
Zihin yükleme gerçekleştiğinde, hastalıklar, yaşlanma ve fiziksel ölüm sadece birer "yazılım hatası" (bug) haline gelir. Bilinç, ışık hızıyla seyahat edebilir, aynı anda birden fazla yedeklemeye sahip olabilir ve sanal gerçekliklerde binlerce yılı saniyeler içinde yaşayabilir.
Ancak bu durum devasa bir soruyu beraberinde getirir: Yüklenen şey gerçekten siz misiniz, yoksa sadece sizin tüm anılarınıza sahip olan, sizi çok iyi taklit eden bir yazılım kopyası mı? Orijinal biyolojik beyin transfer sırasında yok edilirse, bu bir "yükseliş" mi olur yoksa sofistike bir intihar mı?
Eğer evren zaten bir simülasyonsa, Post-Human evresi aslında oyuncunun "karakterini" bir server'dan diğerine taşıması gibidir. Bu aşamaya ulaştığımızda, artık doğanın uşağı değil, kendi gerçekliğimizin admin yetkilerine sahip yaratıcıları olacağız.
Antik bir paradoks der ki: Theseus'un gemisinin tüm tahtaları zamanla çürür ve yenileriyle değiştirilir. Sonunda orijinal tek bir parça bile kalmadığında, bu hala aynı gemi midir? Eğer öyleyse, çıkan tüm eski parçalarla ikinci bir gemi yapılırsa; hangisi "gerçek" Theseus'un gemisidir?
Bu soru, gelecekteki Zihin Yükleme (Mind Uploading) teknolojisinin kalbidir. Nöronlarınızı tek tek yapay işlemcilerle değiştirirseniz, hangi noktada "ruhunuzu" veya "bilincinizi" kaybedersiniz? Yoksa benlik, parçalarda değil, sadece o parçaların oluşturduğu "algoritma"da mı gizlidir?
Eğer bizler bir simülasyondaki verilersek, "tahtalarımız" zaten her an yenilenen kod satırlarıdır. Biyolojik hücrelerimiz yedi yılda bir tamamen yenilenirken bile kendimizi "aynı kişi" olarak hissetmemiz, benliğin fiziksel maddeden bağımsız bir yazılım (software) olduğunu kanıtlıyor olabilir.
Post-human gelecekte, etten ve kemikten kurtulup saf veriye dönüştüğümüzde, Theseus'un gemisi limandan son kez ayrılacak. Geriye kalan şey insanlık mı olacak, yoksa sadece insanın kusursuz bir kopyası mı?
Evrenin en muhtemel sonu bir patlama değil, yavaş ve dondurucu bir fısıltıdır. Karanlık enerji uzayı genişletmeye devam ettikçe, galaksiler birbirlerinden o kadar uzaklaşacak ki, gökyüzü tamamen kararacak. Yıldızlar yakıtlarını tüketecek, beyaz cücelere ve kara deliklere dönüşecek ve en sonunda onlar da buharlaşacak.
Büyük Donma senaryosunda, entropi (düzensizlik) maksimum seviyeye ulaşır. Isı ölümü gerçekleştiğinde, evrende hiçbir enerji transferi yapılamaz hale gelir. Zamanın akışı anlamsızlaşır çünkü artık hiçbir şey değişmemektedir.
Trilyonlarca yıl sonra, evrende kalan son madde parçacıkları da birbirinden o kadar uzaklaşacak ki, birbirlerinin varlığından haberdar olmaları bile imkansızlaşacak. Bu, simülasyonun "kapatılması" değil, verinin artık işlenemeyecek kadar seyrelmesidir.
Eğer zamanın oku entropiye bağlıysa, Büyük Donma zamanın bizzat kendisinin durduğu andır. Hiçlik, evrenin nihai ve en kararlı halidir.